Ressamlar

Rembrandt van Rijn Bölüm I

Hazırsanız, Rembrandt’ı tanıyabilmek, hayatını ayrıntılı bir şekilde öğrenebilmek ve 17.yüzyılda gerçekleşen bazı önemli olayları hatırlamak için zaman yolculuğuna çıkalım.

-15 temmuz 1606

  Gemi yapım merkezi olmakla beraber mısır, kereste gibi ham maddelerin ticaretinin yapıldığı Felemenk Cumhuriyeti’nin Leiden şehrindeyiz. Bataklık olmaktan kurtarılmış bu yer 17. yüzyılda Avrupa’nın gördüğü en zengin ülkelerden olacak. Az önce Rembrandt doğdu. Dokuz çocuklu değirmenci Harman Gerritsz van Rijn ve bir fırıncının kızı olan Neeltgenin çiftinin sondan ikinci çocuğu.

! Felemenk cumhuriyeti?

  • 1582- Felemenk Cumhuriyeti (Birleşik Hollanda Cumhuriyeti)
  • 1795-Batav Cumhuriyeti (Fransa himayesinde kuruldu. Yaklaşık 6 yıl önce Fransa’da ihtilal olmuştu.)
  • 1806-Hollanda krallığı, hükümdar:Luis Bonaparte(Napoleon Bonaparte Hollanda krallığını kurarak başına kardeşini koydu.)
  • 1815- Hollanda krallığı diğer ülkelerce tanındı.

Baltasar Gracian’ı bilenler ya da okuyanlar için onun şu an İspanya’da beş yaşında küçük bir çocuk olduğunu söyleyebilirim. ( Bilinenleri birleştirerek ilerlemek bana hep daha zevkli gelmiştir.)

-1620

Leiden Üniversitesi’ne başladı fakat burada bir yıl durmadan Felemenk topraklarında ünlü bir ressam olan Jacob van Swanenburg’un atölyesinde yaklaşık 3 yıl boyunca eğitim alacak.

! 1621 yılında Yeni Amsterdam (bugünkü New York) kuruldu.

(Amerika’da kurulan kolonileri tam bu noktada hatırlamanız gerekiyor. Karayipler de eski Hollanda sömürgesiydi. Üstelik ülkenin gemi yapım merkezi olduğunu söylemiştik, parçaları birleştirelim. Konumuz sanat olduğu için ben daha fazla üzerinde durmayacağım. )

-1624

İtalya’da öğrenim görmüş Pieter Lastman’ın yanına çırak olarak verildi. Burada altı ay kalacak olmasına rağmen hayatına çok büyük bir etkisi olacak.

Lastman’da Caravggio’nun izleri vardı, gölgeleri kullanıyordu, Rembrandt ışığın ve ardındaki karanlığın gücünü hemen anladı ve üzerinde çalışmaya başladı. Bu tekniği hayatı boyunca kullanacak, ışık onun tablodaki imzası olacaktı.

Genel olarak tarihi ve dini konuları tablolarına işleyen ressamımız Lastman’ın hayranlığını kazanmaya başladı. Valinin özel kalemi olan Constantijn Huygens’le tanıştı, saraydan siparişler almaya başladı fakat özgürlükçü yapısı nedeniyle sarayın hizmetine hiçbir zaman girmedi. O dönemlerde Huygens Rembrandt’ın akıl hocası gibiydi, onu dini ve mitolojik öğeler üzerine çalışması için teşvik etti.

1626 yılında Lastman’ın  tablosunu örnek alarak yaptığı, incilden bir hikayeyi anlatan “Balaam and the Ass” tablosuna bir bakalım.

Balaam
Pieter Lastman
Balaam
Rembrandt van Rijn

Her iki tabloda da ışığa dikkat edelim. Rembrandt’ın ışığını nerede konumlandığını görebiliyoruz. Sanki sol üstte ve bize hafif yakın duran bir ışık var ve tabloyu aydınlatıyor böylece sağ taraf karanlık ve gölgeli kalıyor. Ama Lastman’da çoğu tablo gibi bu etkiyi pek göremiyoruz.

Şimdi Rembrandtın spot ışığının, sanki kadının arkasına saklanmış gibi konumlandığı “The Raising of Lazarus” tablosuna bakalım. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Lazarus
The Raising of Lazarus

1625

Lastman’a kısa süre çıraklık yaptıktan sonra tekrar Leiden’e dündü.

Burada Gerrit Dou ve Isaac Joudeville gibi öğrencileri oldu ki Dou; günlük hayattı titizlikle canlandırdığı çalışmalarıyla ünlüdür.

Dou
Girl Chopping Onions – Dou

!1626- Bir Bacon var bilirsiniz, Francis Bacon. İngiltere’de vefat etti.

Scientia potentia est. (Bilgi güçtür.)

Bacon (Muhtemelen)

Rembrandt’ın bu dönemde yaptığı din temalı tablolarından birine bakalım.

Rich Fool
1627-The Parable of the Rich Fool

Rembrandtın incildeki zengin budala hikayesini resmettiğini görüyoruz. Adam masaya oturmuş ve sanki bir şeyler düşünüyor. Masada, adamın hemen önünde mum ışığının vurduğu madeni paralara ve dolu keseye dikkat edelim, zengin bir adam olmalı. Biraz önde ibraniceye benzeyen bir yazıyla doldurulan kutsal bilgileri temsil eden parşomeni görüyoruz. Adam kutsal öğretileri bir kenara bırakmış ve zenginliğiyle ilgileniyor. Şimdi incildeki hikayesini okuyalım.

“Zengin bir adamın toprakları bol ürün vermiş. Adam kendi kendine, ‘Ne yapmalıyım? Ürünlerimi koyacak yerim yok’ diye düşünmüş. Sonra, ‘Şöyle yapacağım’ demiş. ‘Ambarlarımı yıkıp daha büyüklerini yapacağım, bütün tahıllarımı ve mallarımı oraya yığacağım. Ve kendime, ey canım, yıllarca yetecek kadar birikmiş bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar diyeceğim.’

Ama Tanrı ona, ‘Behey akılsız!’ demiş. ‘Bu gece canın senden istenecek. Hazırladığın bu şeyler kime kalacak?’ Kendisi için servet biriktiren, ama Tanrı katında zengin olmayan kişinin sonu böyle olur.” 

1629-

Ressamımız kendisine küçük bir atölye açtı. Gravürlerini pazarlamaya başladı.

Bu dönemin sanatına biraz bakalım. 17. yüzyılda sanatının hamileri kilise, kraliyet adamları ve aristokratlardı fakat Felemenk deniz İmparatorluğu gelişmeye ve zenginleşmeye başladı bu da tüccarlar sınıfının oluşmasına neden oldu.Bu sınıf mitoloji ya da gösterişli sahnelere değil günlük hayatı daha çok yansıtan resimlere ilgiliydi. Bu nedenledir ki o dönemde  gravürler, natürmort, tüccar sınıfının resimleri ya da  manzara resimleri yaygındı.(Dou’yu hatırlayın.)

Yaklaşık 23 yaşındaki genç Rembrant’ın araştırmacılara göre kendini resmettiği “An artist in His Studio” tablosuna bakmadan geçmeyelim.

Studio
An artist in His Studio

  Biraz hayal gücünüzü de kullanarak atölyenin içinde dolanabilirsiniz, tabloda ne olduğu size kalmış. Arkadaki büyük taşa bir bakalım, değirmen taşına benziyor. O zamanlarda ressamlar boyalarını çıraklarına hazırlatırlardı fakat Rembrandt boyalarını kendisi yapıyor, en iyi boyaya ulaşmak için maddelerin öğütülmesi, bağlayıcı maddelerin eklenmesi, karıştırılması işlemlerinin üzerinde çalışıyordu. (Farmasötik Teknoloji selam olsun!)

   15.yy Avrupası’nda boya yapımında bağlayıcı madde olarak yumurta akı kullanıldığını biliyor muydunuz?Tabi ki bu durum boyaların çabuk kurumasına neden oluyordu. Van Eyck daha yumuşak ve daha uzun süreli kullanım için boyalarda ceviz yağıyla karıştırılmış keten tohumu kullanırdı. Kullanmadan önce hafif ısıtır ve polimerasyon sürecinden geçirirdi böylece daha yumuşak bir boyama elde ederdi.

1630-

Babası Harman Gerritsz vefat etti.

Rembrandt’ı Rembrnadt yapan bir diğer şey de portreleridir. Portre çizme pratiklerini kendisi üzerinde yapmaya başlamıştır. Bir aynanın karşısına geçer mimiklerini kullanır ve her duyguyu yansıtmaya çalışırdı ki bunu da büyük bir ustalıkla yapmayı başarırdı. Boyaları cömertçe kullanır yüzdeki her bir duyguyu renkleri kullanarak dönemin estetik anlayışına uymaya çalışmadan resmederdi

“Bir zamanlar yaptığı bir portrenin boyası o kadar kalındı ki, tablo yere konsa burnundan tutup kaldırabilirmiş diye bir rivayet vardır.”

Arnold Houbraken
Harman Gerrits
Portraid of Harman Gerrits- Rembrandt van Rijn 1630

1631

Amsterdam yolculuğuna çıkmak üzere. Annesi ve kardeşini yalnız bırakmak anlamına gelse de bunu yapmalı. Sanat tüccarı ve ressam Hendrick van Uylenburg ile arkadaşlığı güçlenecek, Amsterdam’ın en ünlü porte ressamlarından biri olacak. Üstelik beraber çalıştığı arkadaşlarından Lievens de saygın hamilere çalışmak için İngiltere’ ye gitmişti.

   Amsterdam son elli yılda oldukça gelişmişti. Avrupanın en büyük limanıydı ve gün geçtikçe nüfusu artıyordu. Ayrıca harita yapımcılığının, mikroskoplar için mercek üretiminin başkentiydi.

Varlıklı ailelerin portrelerini çizdirmesi  oldukça yaygındı ve ressamımız bu konuda oldukça ustaydı. Protestanlığın bir kolu olan Kalvencilikte önemli olan sadelik ve ölçülülük nedeniyle müşteriler hem zengin görünmek ister hem de abartıdan kaçınırlardı. Kıyafetleri ilk bakışta düz ve sade görünse de kumaşa işlenmiş ince detaylar zenginliklerini ortaya çıkarırdı. Rembrandt sadelik ve zenginliği; portresinde detaylar üzerine çalışarak, kumaşı üstün bir doğrulukla tuvale aktararak bir araya getiriyordu.

Rembrandt’ın portreleri o kadar ünlüydü ki o zamanlar için Arnold Houbraken  ”İnsanlar ona yalvarmalı, üstüne bir de para ilave etmeliydi.” demiştir.

1632

Bu, belki de size en çok tanıdık gelecek olan ünlü bir grup portresi:

Dr.Tulp
The Anatomy Lesson of Dr. Nicolaes Tulp

Dr. Nicolaes Tulp  otopsi yapıyor, diğerleri de öğrenmek için oradalar ve oldukça ilgili görünüyorlar. Rembrandt’ta oradaymış. Bu tür bilimsel incelemeler kadavraların dayanabilmesi için kış aylarında yapılırdı ve idam edilen erkek suçlular kullanılırdı. Aslında ressamımızın gördüğü durumu tabloya aktarırken üzerinde oynamalar yaptığını söyleyebiliriz çünkü kadavralar incelenirken kollar ve bacaklar geç çürüyen yerler olduğu için en son incelenirdi.

Arkada, elinde kağıt tutan adama bakalım. O kağıtta incelemede bulunanların adı yazılıdır ve bu nedenle bu resim tarihsel belge niteliğindedir.

Dr. Nicolas Tulp dört kez Amsterdam’ın belediye başkanı seçildi. Eczanelerden sorumluydu, etkin ticaret nedeniyle bitkilere kolay ulaşılıyordu fakat veba ilaçları yüksek fiyata satılıyordu bu yüzden eczacı arkadaşlarını topladı ve eczacılıkla ilgili “Pharmacopoeia Amstelredensis” kitabını yazanlardan biri oldu.

Uyanık olarak devam edebilmemiz için yolculuğumuza bir müddet ara verelim. Bir sonraki bölümde tekrar görüşmek üzere !

Rembrandt van Rijn Bölüm I için yorumlar kapalı